Solan bir yaprakla mı bitti o sevda?
Gözlerden süzülen o yaşlar, kuruyup kaldı mı sevgilinin ayazında?
Ya ne demeli?
O destek olana?
Üsttüne attığın kara toprak, kokmadı mı hiç burnuna?
Parçalanmadı mı ciğerin, O'nun gözlerine baktığında?
Ne saçlara dökülen aklar,
Ne de gözlerden akan yaşlar...
Hiçbiri senin yaptığın kadar acıtmadı.
* * *
Çağatay...
* * *
Sanırım 14 yıl kadar önce tanıdım.
Hiç çok samimi olmadık.
Hiç bana büyük dertlerini açmadı. ( Bir kez hariç )
Hiç beraber içmeye gitmedik. ( Bir kez hariç )
Hiç bana kızmadı.
Hiç O'na önemli bir desteğim olmadı.
Hiç bana büyük bir iyiliği olmadı.
Ama çok sohbet ettik.
Çok aynı ortamda bulunduk.
Sebebini bilmediğim bir değeri vardı bende.
Ya da anlam veremediğim bir yakınlık...
Galiba "Adam Gibi Adam" olduğu içindir.
Aksini söyleyen tek insan görmedim, yanımızdayken de, şimdi
de...
* * *
Çağatay'ın geçirdiği zor günlerden bahsetmeye gerek yok.
Ben, Vural, Yavuz, Erhan (başka kimse var mıydı hatırlamıyorum) Çağatay'ın evindeydik... O kara günden sonraydı.
Haberi alınca İstanbul'dan gelmiştim apar-topar...
Babası ıslak gözlerle anlatıyordu;
"Gel dedim... Gelemem dedi... İnsanlık hali, paraya sıkıştıysan, ben uçak biletini alayım, gel bir kez gör dedim. Yine gelemem dedi..."
Öyle bir nefret oluştu ki içimde;
Yani elime geçse gırtlaklayabilirdim o an O'nu. (Adını zikretmeyeceğim)
* * *
Çağatay'ın babası devam ediyordu; "Sağolsun Efe hiç yalnız bırakmadı. Sürekli geldi, dışarı çıkardı, yürüyüş yaptılar. İlgilendi..."
Bunları duyunca da çok mutlu oldum.
Efe'yi de çok tanımam. Hiç çok samimi olmadık ama hep samimiydik, sorunumuz olmadı ve bir şeyini görmedim.
Benim için, baktığımda iyi bir insandı.
Ve Çağatay en zor günlerini yaşarken en büyük desteği o olmuş.
Daha da sevdim o anda.
* * *
Annemin rahatsızlığından ötürü geçtiğimiz günlerde Adana'ya gelip 3 gün kaldım.
Fırsat bu fırsat benim elemanlarla da görüştüm elbette.
Kısa zamana Vural, Yavuz, Erhan sığdı. Zaten bir gün dışarıdaydım sadece...
Adana'dan konuşmaya başladığımızda öğrendim iki yeni kankiyi...
Efe Tamer ve O birlikteymiş... Hem de oldukça samimi...
Kanıma dokundu!..
Efe-Çağatay ne kadar samimiyse;
Vural-Mustafa Kemal de o kadar samimidir.
Sanırım daha da samimiyizdir, çünkü aynı ev yaşantımız bile oldu.
Şimdi Vural'a bir şey olacak. Ya da bana...
Diğerimiz en büyük acıları yaşarken sevmemize rağmen yanımızda olmayan bir kadınla birimiz gittiği zaman birlikte olacak.
Kuvvetle muhtemel, Vural'a "selam" diyecek cesareti bile bulamaz.
Ben olsam, "selam" demesini özellikle beklerim laf sokmak için...
* * *
Allah, gönlünüze göre versin.
İkiniz birbirinizi tercih ediyorsanız, tercihinizden dolayı sizi yadırgayacak değilim.
Benim de tercihlerim var. Doğru/yanlış tartışılır...
* * *
Çağatay her aklıma geldiğinde durgun bir su canlanır gözümde... Oysaki, hep coşkulu suları sevmişimdir. Daha bir çekici gelirler bana.
Durgun bir suyun kendisi olduğu kadar, o durgun sudan yudum yudum içen doru bir arap atı kadar asildir Çağatay aynı zamanda.
Arap atlarının en büyük özelliklerinden biri de, "ciğerli" olmalarıdır.
Çok uzun mesafeleri durmadan kat edebilirler. İngiliz atları gibi kısa mesafe koşumuna gelmezler pek.
Çağatay da "ciğerli" bir insandı ancak çıktığı uzun yol, hiç beklenmedik bir şekilde kısaldı...
* * *
Geriye de, saldırmak için ciğeri bekleyen kediler kaldı...
NOT: Özür dilerim, çok yorucu ve sıkıntılı bir süreç nedeniyle yazımı geciktirdim. Bir daha olmayacak!
Hoş kalın...