Son aylarda gündem oluşturan “ Tüccar Gazeteci “ konusunun konuşuluyor olmasından dolayı mutlu olduğumu söyleyebilirim. Ancak, konunun yüzeysel olarak ele alınıp kişisel hesaplaşma seviyesine indirilmesinden de rahatsızım.
Basında ciddi bir kirlenme olduğu biliniyor. Bu, yapılan kamuoyu araştırmalarıyla da somut olarak ortaya koyuluyor. Okurların ve izleyicilerin bakış açısını bilmeyenimiz yok.
Hal böyleyken “ Tüccar olduk Vesselam “diyen Rıfat Söylemez’ e neden kızıyorlar anlamıyorum…
Ancak, dediğim gibi asıl konuşulacak konu sadece bu değil. Asıl konu sivrisinekleri oluşturan bataklık olmalı bence…
BASIN YASASI YOK
Yıllardır söylenir durur ama nedense hiçbir hükümet Basın kanunu oluşturulması yönünde bir çalışma yapmazlar. Çünkü, darmadağınık bir basın iktidarların işine geliyor. Bugün de örneklerini gördüğümüz gibi siyasi iktidarlar basının gücünü alabildiğine kullanma eğiliminde olmuşlardır.
Ulusal bazda yaşanan bu gelişmelerin
yerel uzantılarının olması doğal değil midir ?
Siyasilerin bu eğilimleri ekonomik sıkıntı yaşayan yerel basın kuruluşlarını bazı arayışlara sürüklemiştir doğal olarak. Hele bu iklimden yararlanmak isteyen bazı cin fikirli cambazlar işi iyice içinden çıkılamaz hale getirdi. Elinde parası olan herkesin gazetecilik yapabildiği bir ortamda meslek etiğinin sağlanması için bugüne kadar ne yapılabildi söyler misiniz ?
Klasik söylemdir ama değinmeden geçemeyeceğim… Bir bakkal dükkanı açmak için bile binbir işlemin yapıldığı bir ülkede canı isteyen herkesin gazetecilik yapabilmesinin özgürlükle ilgili olduğunu düşünmüyorum…
Ekonomik sıkıntılar ve başıbozukluklar nedeniyle son yıllarda muhabirsiz gazetecilik modeli türedi. Daha ucuz işgücü nedeniyle eline fotoğraf makinesi ve ajanda verilen insanlar bir anda “ Gazeteci “ yapılıverdi. Tabir yerindeyse hiç pişmeden ortaya atılan bu insanlar tabiidir ki meslek onuruna olumlu katkı sağlayamadılar…
Sonuçta bugün konuştuğumuz konular gündem oluşturmaya başladı…
NE YAPALIM ?
Bu durumda “mesleki itibar “ diyerek başımızı kuma gömmek düşünülmemeli bile… Toplumsal kirlenmenin engellenmesi adına en büyük güçler arasında yer alan Basın organlarının konuyu tartışmadan hasır altı etmesi beklenmemeli.
Olayın siyasi boyutu beni hiç ilgilendirmiyor…
Kişisel kapışmalara dönüp bakmıyorum bile…
Sadece söylenenlere, yazılanlara bakıyorum…
Mesleğe başladığım yıllarda basına gösterilen saygı ile bugün gazetecilere reva görülen tavırları karşılaştırıyorum, içim sızlıyor…
Tepeden tırnağa tüm basın organlarının ve basın kuruluşlarının mesleğin eski saygınlığı için işbirliği yapması gerektiğini görüyorum. Yoksa, dokunulmazlıkların arkasına sığınan bazı milletvekillerinden ne farkımız kalır ? Bünyesindeki çürük elmaları ayıklayamayan kurum ve kuruluşlardan farklı olmalıyız…
O nedenle tartışmaktan çekinmeyelim. İddiayı ortaya atanın da, suçlananın da neyi neden yaptığını, neleri amaçladığını ortaya koymaktan korkmayalım.
Sonuçta meslek etiği oluşturulabilecekse hep beraber olup Basın yasasının belirleyici olabilmesi yönünde çaba gösterelim…