Eğitimli kişinin yaşamı, çevresini anlamak için gezmek, görmek, görsel izleme (sinema, tiyatro), tartışmaya katılmak yanında en önemli araç okumaktır. Tabii okuduğumuz kitapların içeriği ve niteliği önemlidir.

Türkiye'de toplumun okunan kitaplarının çoğunlukla "siyaset, aşk, polisiye gibi birkaç temaya sıkışmış olduğu görülüyor. Yine de bunlar kitap bilgisi sunması bakımından önemlidir. Okunan her cümle kişide bir farkındalık yaratıyorsa amacına ulaşıyor demektir.

Genelde toplumumuzun zamanının önemli bir kısmını, TV izlemek (günde ortalama 5-6 saat), internet ortamında gezinmek, uzun sohbetler ve kahvede oyun ile zaman geçirmek oluşturuyor.

Ancak biraz zahmete katlanarak günde birkaç sayfa okusak belki birçok yönden bize önemli katkılar sağlayabilir.

Günümüzde özellikle internet insanlığa sınırsız bilgiye ulaşma olanağı sağlıyor. Başta gençlik olmak üzere tüm toplum sosyal ortamda uzun zaman harcıyor. Muhtemelen geniş bir alanda bilgi sahibi oluyor veya bilgi paylaşıyorlar; ancak uzmanlar internetin bağımlık yaratığını ve kitap okumanın ise daha yaralı olduğunu belirtiyorlar.

 

Türkiye Gelişmekte Olan ve Gelişmiş Ülkeler Kategorisinde En az Kitap Okunan Ülke

Türkiye kitap okuma konusunda dünyanın 17. büyük ekonomisine uygun olmayan bir şekilde, Afrika ülkeleri kategorisinde görülüyor.

Japonya’da toplumun % 14’ü, Amerika’da %12’ si, İngiltere ve Fransa’da % 21’i düzenli kitap okur iken, Türkiye’de ancak toplumun % 0, 01 yani on binde biri kitap okuyormuş. Bu ülkemize hiç yakışmıyor. Türkiye’de en iyi ihtimalle kitaplar 50 bin civarında basıldığına göre okuma alışkanlığına sahip olan kişi sayısının ortalama 40-50 bin kişi olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin kitap okuma konusunda karnesinin kırık olmasının temel etkenlerden biri de çok erken dönemlerde kitap okuma alışkanlığının kazanılmış olmasıdır. Tabii kitap okuma bir kültür aktivitesidir ve genelde eğitimli ailelerde bu alışkanlık sağlanabilir. Kitap okuyan birey ve toplumlar, okumayanlara göre ne yapacağını bilemeyecektir.

Eğitim-Sen`in bir araştırmasına göre, öğretmenlerin yüzde 8`i hiç kitap okumuyor. Yüzde 39`u ise bu konuda bilgi vermek istemiyor. Yüzde 28`i ayda bir kitap alıyor. Öğretmenlerin mevcut gelir durumu ve öğretmenlik mesleğinin bugünkü durumu nedeniyle öğretmenlerimizin bu durumunun belki normal karşılanabileceğini düşünüyoruz.

Bağımsız Eğitimciler Sendikası'ndan yapılan açıklamaya göre, kitap okuma oranının yüzde 4, 5 olduğu Türkiye'de yılda sadece 23 milyon adet kitap basılıyor. Japonya'da ise bir yılda basılan kitap adedi 4 milyar 200 milyon. AB ülkelerinde yıllık kitap harcaması 500 dolarken, Türkiye'de bu rakam 2 dolar düzeyinde seyrediyor. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Çağatay Özdemir başkanlığındaki bir ekip tarafından Ekim 2003 ve Ekim 2004 tarihleri arasında 11’i vakıf, 69 üniversitede toplam 3 bin 392 öğretim elemanı ile yapılan anket çalışması ile belirlenmiş bulgularına göre: Öğretim üyelerinin yüzde 21,9’u sadece akademik yayın okuyor. Yüzde 56,2’si ayda bir-iki kitap okuyor (Özdemir 2006).

 

Kitap Okumayı Sakıncalı Göstermeyelim

Daha önce de belirtiğim gibi “Devlet kitap okumayı kötü gösterdi” ve okuyan kişileri hep şüpheli kişi olarak tanımladı (Ortaş, 2012). Bu arada son yılarda kitap okuma konusunda üniversite öğrencileri arasında umut verici gelişmeler duyuluyor. Giresun Üniversitesi Engel Tanımayan etkinlik çerçevesinde kitap okuma faaliyeti başlatmışlar. 08.05.2014 tarihli Kanal D 19.00 haber bültenlerinde Bursa Uludağ Üniversitesinde kitap okuma etkinliği geçekleştiren bir gruba karşı bir başka grubun tepki gösterdiği belirtiliyor. Öğrencilerimizin farklı düşünmesi ve fikir mücadelesine girmesi normal. Ancak kitap okuması sürecine karşı çıkmasını anlamakta zorlanıyorum. Hele, hele üniversite ortamında bunun gerçekleşmesi, bize ortada vahim bir durumun vuku bulduğunu gösteriyor. Eğitim gören insanlar olarak biricik aracımız olan ders içi ve dışı kitap ve diğer kaynakların okunmasına saygılı olmalıyız. Okunan kitabın içeriğine katılmayabiliriz, ancak okunmasını savunmak birinci görevimizdir. Yoksa kendimiz ile çelişiriz.

Bu kadar veriden sonra kendimizi tekrar sorgulayalım. Gelişme arzusunu yıllarca içinde taşıyan bir toplum olarak kitap okuma alışkanlığı kazanmayı ne zaman önemseyeceğiz?
Yaşamı anlamak, yaşamdan zevk almak, yaşamı kolaylaştırmak çoğunlukla kitap okuma alışkanlığına bağlıdır. Ülkemizin okuma alışkanlığı karnesi ile yaşadığımız birçok etkenin paralel geliştiği görülüyor. Kendi çözümsüzlüğümüzü kendimiz kendi tutumumuzla yaratmayalım.

 

Kitap Okumamanın Bahanesi Olmamalı

Genelde çoğumuzun yaşadığı yoğun iş yükü nedeniyle sıkça

-Zamanım yok,

-Kitaplar çok pahalı
Veya okumaya karşı kuşkulu olanlar için 
-Oku oku nereye kadar?

-Okuyanların başı beladan kurtulmuyor
-Okuyup da ne olacaksın,

Gibi bahanelerimiz var. Bu sözler bizler gibi okumanın tadına ve önemine sahip olmayan toplumların genel tavırlarıdır. Uzun yıllardır ülkemizde kitap sakıncalı görüldüğü için toplum kitap okumaya karşı kuşkulu ve çekingen davranıyor.

Dünyanın geçmişine baktığımızda gelişilmiş toplumların bugünkü durumu tamamen erken dönemde okuma alışkanlığı ve konuya verdikleri öneme bağlıdır. Köy yerinde büyüdüğüm için kitap okumayla ortaokula başlangıcında tanıştık. Sağ olsunlar o dönemin öğretmenleri okumaya önem verirlerdi. Edebiyat dersinde kitap okumayı işin bir parçası haline getirmişlerdi. Ortaokul-lise yıllarda kitap almak kadar, kitap paylaşımı yolu ile okurduk. Üniversite yılları, korsan kitaplar, kitap fotokopileri etrafında koşmakla geçti. Hayatın yarısının fotokopi olduğu ifadesini sıkça kullanırdım. “Fotokopi çek, fotokopi oku” .

Okuma alışkanlığını kazandıran hocalarıma derin saygıları görev bilirim.

 

Kitapla Tanışmış Beyinler Daha Üretken

Kitap okumak kişisel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi açısından da oldukça önemli.

Birçok kurum ve kuruluş tarafından yapılan birçok araştırma kitap okuyan kişilerin beyinlerinin gelişiminin farklı olduğunu belirtiyor. Okuma, yalnızca beni genişletmez, insanın duygu ve düşünce dünyasını da geliştirir.

Bu bağlamda kitap okumak insan ruh sağlığının gelişimi ve mutluluğu için de önemlidir. Türkiye olarak yalnızca kitap değil genelde gazete, dergi ve herhangi bir kaynak okuma durumumuz ne yazık ki arzu edilen ölçüde değil.

PISA sonuçlarına göre Türkiye’nin OECD ülkeler içinde sonlarda yer alması ve öğrencilerimizin okuduğunu anlamada en düşük notu alması dikkat çekici. Öğrencilerin bu bağlamda ders kitapları dışında kitap okumadığı ve derslerini de yeterince okumadığı ve anlamadığı ortaya çıkıyor. Genelde okumayan, araştırmayan kişilerin kendilerinde her konuda iddialı konuşma cesareti bulduğu da sıkça belirtilir.

 

Aşağıdaki AVTH imzalı karikatür kütüphaneyi kullanan kişinin kafasının büyüklüğü ile okumanın temsili olarak beyin gelişimine olan etkisi gösteriliyor. Her ne kadar bu bir hayali çizimde olsa okuyan kişilerin bilgi birikimi, olaylara bakış açısı ve sorun çözme becerileri daha farklıdır.

 

Ülke olarak bugün yaşadığımız birçok sorun ile toplumun okuma düzeyi arasında doğrudan ilişki olduğunu belirtebiliriz. Son yıllarda işlenen kadın ve çocuk cinayetlerinden, trafiğe, stokta her gün yaşanan kavgalara kadar tüm bu gelişmeler okumama ile doğrudan ilişkilidir.

Bugün gelişmiş toplumların demokrasi kültürü, sorgulama ve hak arayışının temelinde okumaya verilen önemin etkisi ön sırada gelir. Kitap okuma düzeyi gelişmiş toplumlarda sorun çözme, aktif yurttaş bilinci daha iyi gelişmiştir. "Okumayan insan, düşünce-sanat-kültür-bilim-teknoloji üretemez" ifadesi anlamlıdır.

Bu anlamda kitapla tanışmış beyinlerin duyarlılığı daha yüksektir. Okuyan toplumların sorgulayan, bilinçli ve anlamlı toplum olduğu ülkelerin insani gelişmişlik verileri ile belirleniyor.

Halk, ancak okuyarak hayır deme bilincine varır. Kitap olmasaydı belki varlığımızın bilincinde bile bu kader gelişmeyecekti. İnsan beyninin besleyicisi olan edebiyat, sanat, bilim, insana gelişimciliği öğretir. EVET ve HAYIR kavramları daha net ve gerçekçidir. İtiraz etme ve benimseme, neyi aradığını bilme anlayışı daha sağlam kişiliklere dayanır.

 

Kitap Okuma Etkinliklerine Destek Verelim

“Adana İyilik İçin Yarışıyor”

Bir Kitap da Sen Hediye Et!

Türk Kızılay Adana Şubesi bir kampanya başlatarak kütüphanesi olmayan okullara kütüphane kurmaya hazırlanıyor (www.adana.kizilay.org.tr).

Türkiye'nin okuma karnesi ve kütüphane durumu göz önüne alındığında konunun önemi bir kez daha öne çıkıyor. Kızılay Adana Şube Başkanı Sayın Ramazan Saygılı son derece coşkulu bir biçimde konuyu çevresi ile paylaşıyor ve hayırseverlerin ilgisini bekliyor.

Türk Kızılay her türlü eğitici ve öğretici kitap (roman, öykü denme belgesel araştırma niteliğindeki kaynak), dergi, resim, filim, video ve bilimsel nitelikli yayınları kabul etmektedir. Ayrıca MEB onaylı ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin sınava hazırlık kitaplarını da kabul ediyorlar.

Şubenin bir diğer sloganı da “Daha Bilgili, Daha Kültürlü, Çok Okuyan Nesiller Ülkemizi Zirveye Taşıyacaktır”. Bu düşünceye katılmamak mümkün mü?

Bundan daha iyisi ne olabilir ki.

Bu bağlamda Adana Türk Kızılay’ının başlattığı kampanyayı desteklemek gerekir.

Kitap okuyalım, okunmasını destekleyelim.

 

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×