09 Aralık 2011, 22:12
' AYDINLIK TÜRKİYE'Yİ HALKLA BİRLİKTE KURMAK İÇİN YOLA ÇIKTIK '
Bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere Adana'ya gelen Kılıçdaroğlu, CHP İl binasını ziyaret ederek, burada partililerle bir araya geldi. 'Başbakan Kemal' sloganlarıyla karşılanan Kılıçdaroğlu, izdiham nedeniyle zor anlar yaşadı. Burada partili kadınlarla sohbet edip, gazetecilerin kendisine yöneltmiş olduğu sorulara da yanıt veren Kılıçdaroğlu, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, CHP'yi sadece emeğin dünyasına değil, iş dünyasına da anlatıp onlardan Türkiye'yi aydınlığa kavuşturabilme noktasında oy isteyeceklerini söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, halk için, halkın özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceklerini ve bu yolda gerekirse bedel ödemekten çekinmeyeceklerini söyledi.
Kılıçdaroğlu, bu ülkeyi kuranların canlarıyla kanlarıyla bedel ödediğini belirterek "Gerekirse biz de bedel öderiz" yorumunda bulundu.
CHP'nin siyaset politikalarının odağında 'insan' olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: "İnsanı sevmemiz lazım. Hiç kimseyi ötekileştirmeden, 'Bize oy verdi, vermedi' demeden, bütün yurttaşlarımızı kucaklamak ve onlarla birlikte aydınlık Türkiye'yi kurma hazırlığımız var. Bu azimle yola çıktık, bu azimle buraya geldiğimiz gibi yine bu azimle yolumuza devam edeceğiz. Önümüzde engeller olsa da, özel yetkili mahkemeler olsa da, AK Parti'nin yargıçları karşımıza çıksa da hepsini yıkacağız, hepsini geçeceğiz."
Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü; "Bir ülke düşünün; gazetecileri, yazarları, üniversite hocaları, halkın iradesiyle parlamentoda görev yapmak için seçilip gönderilen milletvekilleri hapiste. O zaman bu tutukluluğun yapısını, mevcut anlayışı değiştirmemiz lazım. Bu ülkeye özgürlük ve demokrasiyi getirmek için mücadele etmek lazım. Bizim mücadelemizin temel felsefesi bu; demokrasi ve özgürlük."
Adana'da 'kent turu' yapıp insanlarla ayak üstü sohbetler yaptığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, bir vatandaşın kendisine; "12 Eylül rejiminden daha kötü bir durumdayız" diye bağırdığını anlatarak, şunları söyledi:
"Doğrudur. 1940'lı yılların Almanyasında kurulan 'toplama kampları', 21. yüzyılın Türkiye'sinde kuruldu. Toplama kamplarına karşı çıkacağız. Adam gibi yargılanmaya, hukukun üstünlüğüne 'Evet'. Bizim bunlara hiçbir itirazımız yok, ancak hükümeti eleştirdi diye milletvekiline fezlekeye düzenleyen savcı, yarın herkes için bu kararı alıp fezleke düzenleyebilir.
Yurtdışından adam geliyor ve diyor ki; 'Beni aramışsınız' ama onlar kaçacak diye adamı tutukluyorlar. Ne demek ya? Adam zaten yurt dışından gelmiş. Bu hukuk anlayışı, demokrasinin kabul edeceği bir hukuk anlayışı değildi. Buna biz 'AK Parti'nin hukuku' diyoruz. Bu hukuka da karşı çıkacağız. Ne yaparlarsa yapsınlar."
Bedel ödenmeden hakkın alınamayacağını kaydeden Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Bedelini gerekirse ödeyeceğiz. Bedel ödemek için gerekirse yola çıkacağız. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu halk için, halkın özgürlüğü için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Neticede korkarak yol alınmaz. Korkunun ecele faydası yok. Korkuyu çocuklarınıza miras mı bırakacaksınız? Sonra da çıkıp; 'Çocuklarım benimle övünecek' mi diyeceksiniz?
Herkese sesleniyorum; demokrasi karşıtlarına, baskı ve zorbaya karşı mücadele edecekseniz işte bu mücadele çocuklarınıza bırakacağınız en güzel mirastır. Bizim yolumuz uzun, mücadelemiz zor. Bu mücadeleyi verirken, bedel bile ödeyebiliriz ama bedel ödemekten korkmayacağız. Bu ülkeyi kuranlar, canlarıyla kanlarıyla bedel ödediler. Gerekirse biz de öderiz."
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin 31 Mayıs'ta Artvin'in Hopa ilçesinde düzenlediği mitingde emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ölümüyle sonuçlanan olaylarda gözaltına alınan ve tutuklandıktan sonra cezaevinde saçları kestirilen 3 genci hatırlattı. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Eğer bu ülkede çocukların hapiste saçları kesiliyorsa o zaman bu kavga hepimizin kavgası olmalı. Çünkü bu çocuklar hepimizin çocukları. 'Ben parasız üniversite istiyorum' diye haykıran gençler 19 ay hapiste kalıyorsa, onun annesine sahip çıkmak hepimizin görevidir.
Onlar hepimizin çocukları ve onları toplumun dışına itmek değil, kazanmamız lazım. Her anne ister ki, çocuğu kendisinden çok daha iyi koşullarda bir yaşam standardına kavuşsun. Eğer her annenin özlemi buysa bu özlemi topluma yaymak zorundayız. O zaman göreceksiniz ki, daha güzel bir Türkiye'yi hep birlikte kuracağız. Karnımızın doyması yetmiyor. 21. yüzyılda herkesin karnı doyacak ama herkesin özgürlüğü olacak. Herkes düşüncelerini özgürce ve korkmadan dile getirebilecek."
Türkiye'de işadamlarının konuşmaya korktuğunu, gazetecilerin de yazmaktan çekindiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, medya üzerinde baskının olduğu ve basının halka gerçekleri anlatamadığı bir ülkede halkın haber alma özgürlüğünün de engellendiği görüşünü savundu. Medya üzerindeki baskının, halka yapılmış bir baskı olduğu gibi medyanın özgürlüğünün kısıtlanmasının yine halkın özgürlüğünün kısıtlanması anlamına geleceğini kaydeden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "İster sağ ister soldan. İster bizi desteklesin ister desteklemesin ama her medyanın özgürce haber yapmasını isteriz. Bizi eleştirir ya da överler bunlar ayrı bir şey. Medya dediğimiz, halkın haber alma özgürlüğünü yerine getirendir. Bu nedenle bizim bu alanda daha duyarlı olmamız, bunu da halka anlatmamız lazım."
Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen ancak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından veto edildikten sonra yeniden Meclis'te görüşülen 'Sporda Şiddet Yasası' ile ilgili olarak da konuştu.
Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül'ün; "Kanun Meclis'ten nasıl geçecek ona bakarız. Ona göre nedir diye inceletiriz" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine şunları söyledi: "Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu aşamadan sonra yapabileceği bir şey var.
Eğer yasa aynen Meclis'ten geçerse onaylamak zorunda kalacak. Onayladıktan sonra Sayın Gül, eğer arzu ederse konuyu Anayasa Mahkemesi'ne 'iptal' ya da 'yürütmeyi durdurma' konusunda başvuruda bulunacaktır. Bunun dışında Sayın Cumhurbaşkanı'nın yapabileceği hiçbir şey yok."
KADINLAR MÜCADELE ETMELİ
İl Başkanlığında partili kadınlarla da sohbet eden Kılıçdaroğlu, AK Parti döneminde kadına yönelik şiddetin yüzde bin 400 oranında artış gösterdiğini bildirdi. Kılıçdaroğlu, konuşmasında "Kadına yönelik şiddet nasıl bu kadar artar? Arkasında yatan unsurlar nedir? Eğer bir ailede sorun varsa, o sorunları ağırlıklı olarak yaşayan kadındır. Evde işsiz mi var, çocuğu mu işsiz annenin gözüne uyku girmez.

İşsizlik konusunda bu hükümet havlu attı. Her 100 gençten 22'si işsiz. Bu Türkiye için, sosyal yapımız ve dokumuz için büyük bir tehlike" ifadesini kullandı.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren ve bunu yasalaştıran partinin CHP olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu,bütün kadınların ve hiç kimsenin ötekileştirilmeden eğitim düzeyi ve sosyal yapısına bakılmadan her kadının evinin CHP olduğunu vurguladı.
Kadınların siyasal evinin CHP olduğu gibi burada daha özgür konuşup, düşüncelerini dile getirip siyaset yapabileceğini anlatan Kılıçdaroğlu, kadınların masa başında oturup da kendisine siyasi bir yol açılmasını beklememesini, aksine mücadele etmelerini istedi. Mücadele edilmeden hiçbir şeyin elde edilemeyeceğinin altını çizen Kemal Kılıçdaroğlu, "Mücadeleyi yapın, bu mücadeleyi erkeklere karşı yapın. Hepinize ben her türlü desteği vermeye hazırım. Yeter ki, siz mücadeleyi verin. Kadınlar partiye daha fazla üye olsunlar ki, erkek egemenliğini kırsınlar.
Sonuçta oy kullanacaksınız ve daha iyi kontenjanlara sahip olabilirsiniz. Meydanlara çıkıp, orada sesinizi daha güçlü bir şekilde duyurmak zorundasınız. Sizin sesiniz ben biliyorum evde gür çıkıyor, evi siz yönetiyorsunuz bunu bende biliyorum. O zaman Türkiye'yi yönetme konusunda önünüzde hiçbir engel yok. Bunun için de güçlü bir irade gerekiyor" diye konuştu.
Kadınların siyasete katılabilmesi noktasında 'kota'nın çok fazla önemli olmadığı uyarısında bulunan Kılıçdaroğlu, daha ciddi bir mücadele ortaya konularak, kotanın aşılmasından yana olduklarını dile getirdi.

"Bu ülkenin yarısı kadın, yarısı erkek değil mi?" diye soran Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü; "O zaman siyaseti nerede yapacaksınız? Siz bu mücadeleyi verdiğinizde göreceksiniz ki galip gelip, bunun meyvelerini toplayacaksınız.
Bütün mesele siyasal bilinci kendi dar alanımıza değil, bunu topluma yaymak; kadın-erkek eşitliğini savunmaktır. Kadın-erkek eşitliğinin olduğu, kadının eğitildiği bir toplumda emin olun toplum da eğitilir.
Bakın hep 'anadili' diyoruz, hiç kimse 'babadili' demez. Hepimiz önce anneden bilgiyi alırız. O zaman gereken mücadeleyi kadınlar olarak vereceksiniz. Benim desteğim her zaman sizin yanınızda olacak."
|
|